İlk makrolarımı Zenit makinamın objektifini ters çevirerek makinayı ve objektifi elimde tutarak çekiyordum. Filmli bir makinaydı. Çektiğim fotoğrafları izleme imkanım olmuyordu. Taba verdiğimde, fotoğrafçı "niye bunları çekiyorsun ki?" demişti.Fotoğraf deyince aklına vesikalıktan başka bir şey gelmiyordu herhalde. Bir de alan derinliğini öğrenmek ve görmek için fotoğraflar çekmiştim. Yine aynı fotoğrafçı "abi aynı kavanoz fotoğrafından 3 tane çekmişsin ama ben yinede tab ettim" demişti. o zamanlar 36 poz bitecek diye deklanşöre çok cimrice basardım. Şimdi de hoyratça basıyorum. O zamanlar fotoğraf kapasitesini taktığımız film belirlerdi. Genelde 24 veya 36 pozlu olurdu. ASA tek olurdu. (200 ASA kullanırdım genelde) Şimdi kapasiteyi kartın GB'si belirliyor. Tab parasını da hiç düşünmüyorum, eskilerde düşünürken.
SONY A57 makinamı aldıktan sonra yıllar önceki makro çekme merakıma geri döndüm. Minolta AF 100mm-2.8 Macro objektifimi aldıktan sonra da makro çekmek benim için büyük keyif oldu. Şimdi neredeyse yanımdan ayırmıyorum. Gözlerim sürekli börtü böcek arıyor. Buluyorum da hatta bulmayı geçin, çağırdığım zaman geldiği de oluyor. Balkonumdan giren dragonfly - yusufçuk gibi.
Bu arada sürekli makro fotoğraflar izliyorum. Teknikleri okuyorum. Üstadların fotoğraflarını görünce anlıyorum ki daha katedilecek çok yol var gerçekten. Neyse işin başındayız, çalışmaya devam.
Sevgilerimle
Fotoğrafların üzerini tıklamayı unutmayın :)
Balkonumdan eve giren misafirim. İncitmemek için çok uğraştım ve işim bittiğinde geldiği yere sapa sağlam geri gönderdim. Dragonfly ( Yusufçuk )
Zıplayan Örümcek (Jumper).... Her makro çekenin modeli olmuştur. Benimde ilk Jumper modelim. Sahilde eski bir araba tekerleğinin içindeydi. Gün ışığına çıkartmak için ufaktan rahatsız ettim. Çok hareketli, durmuyor hatta dedikleri gibi zıplayarak da hareket ediyor. Elde ancak bu pozu yakalayabildim. Bir kutuya koyup götüreyim istedim ama fotoğraf aşkına canlılara eziyet çektirmek hoşuma gitmiyor. Familyası Salticidae imiş.
Uçar kaçar diye panikle çekimlere başladım, 5-10 derken baktım ki kaçacağı yok daha özenli çekimler yapmaya başladım. Yeter bu kadar dediğimde hala çiçeğin üzerinde polenlerle boğuşuyordu. Çekimden sonra fotoğrafı bilgisayarıma yüklediğimde yemek yerken elini yüzünü yemeğe bulaştırmış bir çocuk gibi, kelebeğin de polenleri eline-yüzüne, ayağına-bacağına, üstüne-başına bulaştırdığını gördüm. Çok sempatik gözüküyor bence.
(Sanırım bu bir Tavus Kelebeği -Nymphalis- Dağ Kelebeği de diyen var. Kanat altının bu kadar vasat olmasına rağmen kanat üstü çok renkli ve desenliymiş. Darısı kanat üstünü de çekmek)
Yukarıdaki kelebekle uğraşırken abimin gel gel bak ne var demesiyle objektifimi bu koca siyah arıya nişanladım, yine uçar kaçar korkusuyla panik içinde deklanşöre ard arda bastım. İlk fotoğraflarda arka plana dikkat etmemişim ve kirli bir arka plan olmuş.
Bu son fotoğrafım diğerlerinin içinde hem netlik hem de arka plan olarak daha iyisi.
Beni bu arıdan haberdar eden ve ben çekerken kendi çekimlerinden feragat eden abime ayrıca teşekkür etmem gerekiyor :)
(Bu arınn afilli bir de ismi var Xylocopa Tabaniformis - Big Black Bee)
Öylesine küçük bir sinekti ki çekmeye değer mi değmez mi diye düşünüyordum. Koştum odama kaptım makinamı. 3-5 çektim ki uçtu kaçtı. Fotoğrafları bilgisayara yüklediğimde "iyi ki çekmişim" dedirtecek kadar güzeldi. Fotoğrafın üzerini tıklayın ve sineğin arkasındaki uzantıya bakın. Resmen metalik bir tüp gibi.
Bu sinek canavar bir sinek. Böcek-sinek yakalayıp yiyormuş. (killer fly)
Yukarıdaki siyah arıdan sonra daha şirin bir arı... bal arısı. Henüz Minolta 100mm Makro objektifimi yeni almıştım ve ilk defa bu objektifimle dışarı çıkmıştım. Göksu Parktaki güzel bir sabah kahvaltısı sonrası dönüşe geçtiğimde çiçekler arasında uçuşan arıları gördüm ve heyecanla çekimlere başladım. Eve gelip sonuçlara baktığımda büyük keyif aldım. 75-300mm'yle çektiğim makroları düşünürsem bu objektifin performansı çok iyiydi. İyi ki almışım :) Bu fotoğraflarda bir şey dikkatimi çekti. Arıların kanatlarının uçları hırpalanmış, sanki bir böcek tarafından tırtıklanmış gibiydi. Şehir arıları böyle oluyor herhalde, az gelişmiş, hastalıklılar diye düşündüm. Sonrasında Dikili'deki arıların kanatlarına baktım. Tahminimde yanılmadığımı anladım. Kasaba arılarının kanatları daha sağlıklı gözüküyor. Dağda bayırda olanlarınki daha iyi görünüyor olsa gerek :)
Bu sinek canavar bir sinek. Böcek-sinek yakalayıp yiyormuş. (killer fly)
Sony A6000 aldıktan sonra Nanoha Macro 5:1 lens aldım ve makroda başka bir boyuta geçtim. Bu kombinasyondan sonra da Focus stacking öğrenmek şart oldu. Önce Photoshop kullandım sonra daha pratik olan ve daha hızlı çalışan, bilgisayarı da fazla kasmayan Zerene Stacker'ı keşfettim. 190 fotodan stacking yaptığım arı fotoğrafı. Çekim süreci zor ama sonuç güzel çıkınca çok keyifli oluyor. Böyle bir fotoğrafın başlamasıyla bitişi 3-4 saat sürebiliyor.



Hiç yorum yok:
Yorum Gönder